20 Mart 2009 Cuma

2009 AVRUPA KUPALARI DEĞERLENDİRMESİ

12-16 Mart tarihlerinde Avrupanın 10 kentinde tekerlekli sandalye basketbolu Avrupa Kupaları ön eleme maçları oynandı. Nisan ve Mayıs ayında 4 kentte düzenlenecek olan finallere katılacak takımları belirlemek amacıyla düzenlenen turnuvalara, Türkiye 5 takımla katıldı. İstanbul Cadbury Kent Engelli Yıldızlar, Beşiktaş JK ve İzmir Büyükşehir Belediyesi takımları, gruplarında başarılı olarak finallere kalırken, Karabük ve KKTCELL takımları elendi.

Euroleague 2’de, A Grubunda mücadele eden Cadbury Yıldızlar grubunda 3. olarak Challenge Cup, B Grubunda mücadele eden BJK, birinci olarak Andre Vergauwen Cup, C Grubunda mücadele eden İzmir BŞB ise grubunda 2. olarak Willi Brinkmann Cup Finallerine katılmaya hak kazandılar. Dünya, Avrupa ve Türkiye Şampiyonu Galatasaray ise Mayıs ayında Almanya’da düzenlenecek olan Şampiyonlar Kupası Finallerine doğrudan katılacak.
Tüm bu bilgileri verdikten sonra, Avrupa Kupalarında aldığımız sonuçları şöyle bir yorumlamak istedim. İtalya’dan 8, Fransa ve İspanya’dan 5, Türkiye’den 4, Almanya ve İngiltere’den 3, İsrail, İsviçre, Belçika ve İsveç’ten birer takım Avrupa’nın en iyi 32 takımı içinde sıralandı. Bakalım finallerin sonucunda takımlarımızın konumları nasıl olacak. Umarım hepsi de katıldıkları turnuvalarda ilk dört içerisinde yer alırlar. Bu yeni kupa formatı bence kaliteyi öne çıkaracak ve tüm turnuvaların denk ve heyecanlı geçmesini sağlayacak. Hem takımları, hem hakemleri zorlu ve heyecanlı maçlar bekliyor.
Bu sonuçlara göre Türkiye Ligi, İtalya, Fransa ve İspanya’nın ardından en başarılı 4. lig olarak göze çarpıyor. Tabi Almanya’nın 2 takımla Şampiyonlar Kupasına katılması aslında bizi 5.liğe bile düşürebilir. Ama sonuç olarak Avrupa’nın en iyi ilk beş liginden biriyiz. Bu spora gönül vermiş kişiler olarak bu sonuçlarla gurur duyabiliriz. Ancak, yine de bence asıl başarı, Şampiyon Kupası Finallerine İspanya, Almanya ve Fransa gibi en az iki takımımızla katılmayı hedeflemeliyiz. Diğer takımlarımız da gittikleri finallerde en azından ik dörtte yer almalılar. Ancak o zaman bu Milli Takımımızı daima Avrupa Şampiyonalarında ilk 5 takım içinde yer almasını sağlayabilir ve Dünya Şampiyonası ve Paralimpik Oyunlara sürekli katılan bir Milli Takıma sahip olabiliriz.
Bunları başarmak kolay değil ancak şahsen ülkemizdeki antrenör ve sporcularının bu potansiyel ve beceriye sahip olduğuna inanıyorum.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Pekin Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları

2008 Pekin Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları Çin Halk Cumhuriyeti’nin mükemmel organizasyonu ve ezici üstünlüğü ile sona erdi. Şubat ayında yarışmaların yapıldığı tesisleri gezmiş ve Pekin’in Oyunlara hazır olduğunu ve bu organizasyonu başarıyla yapacaklarını öngörmüştüm. Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunlarını internetten çoğunlukla canlı, bazen banttan, bazen de özet görüntülerini izleyerek büyük bir zevkle, birazda orada olamamanın verdiği buruklukla takip ettim.

Olimpiyatlar
Futbol karşılaşmalarını aşırı doymuşluktan, basketbol maçlarını ise ABD’nin turnuvayı domine etmesinden üstün körü takip ettim. Bu Olimpiyatlarda en büyük keyfi masa tenisi erkeklerde Çin-Almanya finalinde yaşarken, hentbol, plaj voleybolu, badminton, eskrim müsabakalarını hiç kaçırmadım. Atletizmde Jamaikalı Ussein Bolt’un 100 m yarışının bitiş çizgisinde rakiplerine “neredesiniz?” bakışı Olimpiyat tarihinin unutulmazları arasında yerini aldı. Kısa mesafede Jamaikalı sporcuların ABD’li sporcuları ezmesi, Irak Savaşının da etkisiyle tüm Jamaikalı sporcuların gönüllerde taht kurmasını sağladı. Yüzmede Micheal Phelps, çocukluğumuzun kahramını Mark Spitz’i tarihten silerek bizim yaşımızdakileri yüreğinden yaraladı.
Türkiye olarak hiçbir takım sporunda yer almamamız ekip anlayışımızı ve takım organizasyonumuzu sorgulamamız gerektiğini gösterdi.
Sporu, sadece basketbol, futbol zanneden bizler Olimpiyat Oyunları ile beraber sporun temel ve gerçek branşlarının atletizm ve jimnastik olduğunu, masa tenisindeki çabukluğu, eskrimdeki inceliği, kürekteki sabır ve gücü, su balesindeki estetiği, kule atlamadaki senkronizasyonu, su topundaki ve hentboldaki mücadeleyi, badmintondaki çevikliği tüylerimiz ürpererek izledik.


Paralimpik Oyunlar
Engelliler Sporları denince aklına sadece tekerlekli sandalye basketbolu gelen bizler, Paralimpik Oyunlarıyla beraber tekerlekli sandalye tenisi, masa tenisi ve ragbisiyle tanışırken, bedensel engellilerin atletizmde pek çok farklı branşta yarışabildiğini gördük. Yüksek atlama, uzun atlama, üç adım atlama, cirit, disk ve gülle atma, ampute 100 m, 200 m, 400 m gibi branşlar olduğunu ve bu branşlarda genç sporcular bulup onları yetiştirmemiz ve teşvik etmemiz gerektiğini anladık.

Görme engelli bir futbol takımı kurabileceğimizi, ya da görme engelli bir kısa mesafe atletimiz olabileceğini öğrendik. Amputelerin bisiklet yarışmalarına katılabildiğini gördük. Neden biz de bisiklet federasyonuyla bir işbirliği kurarak bisiklet branşında yarışmayalım. Kollarında ve/veya ayaklarında fonksiyonel bozukluklar olan engellilerin 7’ye 7 futbol oynayabileceğini öğrendik.


Türkiye olarak , Okçulukta Gizem Girişmen’le altına uzanırken, Gülbin Su ve Özgür Özen’le madalyaya çok yaklaştık. Atina 2004’ün madalyalı ismi Korhan Yamaç hayal kırıklığı yaşatırken, Neslihan Kavas masa tenisinde bronz madalya alarak ülkemize oyunlardaki ikinci madalyamızı getirdi.

Tıpkı Olimpiyatlarda olduğu gibi Paralimpik Oyunlarda da takım sporlarının hiç birinde yokuz. Golbol, tekerlekli sandalye basketbolu, 7’ye 7 ve 5’e 5 futbol, Masa Tenisi, Tenis, Ragbi (bu branşı daha kurmadık ancak engelli gençler için oldukça keyifli bir branş olabilir.)
Tüm bu önerilerimiz ile ilgili Türkiye Olimpiyat ve Paralimpik Komitelerimiz, Engelliler Federasyonları ve branş federasyonları, GSGM ve Hükümet elele vererek büyük bir kampanya başlatmalı ve 5-10-15 yıllık stratejik planlar yapılarak bunları hemen uygulamaya sokmalıyız. Yoksa tıpkı Atina ve Pekin’de olduğu gibi bireysel başarılarla kendimizi kandırırız. Çin, ABD, Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada gibi her iki oyunlarda da başarılı olan ülkeler, sporu bir endüstri ve bilim olarak görmekte ve büyük bütçelerle sporculara yatırım yapmaktadırlar. Bizler de tıpkı bu ülkeler gibi büyük bütçelerle programlı bir şekilde sporcu yetiştirmeye başlayarak 2016 veya 2020 Oyunlarında ilk 10 ülke arasına girmeyi hedeflemeliyiz.
Hepimizin kendine ve içinde bulunduğu topluma bir söz vererek, bir şeyleri değiştirmesi veya bir şeylere başlaması gerekiyor. Ben kendime şöyle bir yol haritası çiziyorum. “Engelli sporunu sadece tekerlekli sandalye basketbolu sanan ben, bundan böyle kendimi tüm engelli sporlarına adayacağıma söz veriyorum.

2008 Avrupa Gençler Şampiyonasından Almamız Gereken Dersler



Muhteşem bir organizasyon ve bunun yanında sportif başarı…Verilen onca emeğin karşılığının alındığı, çabaların ödüllendirildiği bir turnuva oldu 2008 Avrupa Gençler Şampiyonası. Ancak ben yine şeytanın avukatı rolüne soyunarak bu turnuvadan bir takım dersler çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum.

Tüm tanıdıklarım bana Avrupa Gençler Şampiyonasıyla ilgili neden bir şeyler yazmadığımı sordular. Neden bir şeyler yazmadığımı kendimce sorguladım. İnanın turnuva sırasında Milli Takımımızın maçlarını çok farklı düşünceler ve duygular içerisinde izledim. Öncelikle hiç birimizin tahmin edemeyeceği Avrupa ikinciliği sarhoşluğunun geçmesini bekledim. Grubunda Almanya ve İngiltere’ye yenilen ve klasman maçları oynamayı bekleyen takımımız İngilizlerin tarihi hatasıyla bir anda kendini Dünya Gençler Şampiyonasında buldu. Bundan 2 sene önce oynanan 4. Avrupa Gençler Şampiyonası sonrası şu satırları yazmışım. "4. Avrupa Gençler Şampiyonası 28 Ağustos 4 Eylül 2006 tarihlerinde İstanbul da düzenlendi. Bu branşın gelecekteki yıldızlarının mücadele ettiği turnuvada Milli Takımımız hayal kırıklığı yaratarak 6. oldu. Bu turnuva tekerlekli sandalye basketbolu kulüpleri bu branşı bilen antrenörleri takımlarının başına getirmediği sürece, düzenli antrenman yapmadığı sürece, alt yapıya önem vermedikleri takdirde Milli Takımlarımızın başarılı olamayacağını, başarılı olursa da sadece geçici başarılar elde edeceğini gösterdi. Sadece Milli Takım kamplarında doğru ve gerçek antrenman yapan oyuncularla bu işe çok önem veren İspanya, İngiltere ve Almanya gibi ekol ülkelerle baş edemeyeceğimizi, hele hele Amerika, Avustralya ve Kanada'ya karşı hiç bir şansımızın olmadığı bilimsel bir gerçektir.”

Evet; şimdi aradan iki sene geçmiş ve takımımız Avrupa İkincisi apoletini takmıştır. Avrupa İkinciliği bizi kandırmamalı ve Türk ekolünün oluşturulması için gereken yapılmalıdır. 5 yıllık 10 yıllık planlar yapılmalı. Gerekirse şu anki kadroda yer alan gençler bir ilde toplanarak sürekli bir arada çalışmalıdır. Hollanda ve İtalya milli takımlarının antrenörleri yaptığım görüşmelerde, tüm genç milli takım oyuncuların bir şehirde toplanarak günde çift idman yaparak eğitim ve öğretim gördüklerini belirtmişlerdir. Milli takım ve kulüp takımlarında başarının anahtarı sürekli ve bir arada çalışmakta yatmaktadır. İşte bizlerde bu tarz bir uygulamaya gidebiliriz. Bu turnuvadan çıkarmamız gereken pek çok ders var. Ancak ben bir hakem olarak daha fazla detaya girmek istemiyorum. Bu Milli takımımızın staffının ve idarecilerinin işi. Ancak 2005 Dünya Gençler Şampiyonasından bu güne tekerlekli sandalye basketbolu seviyemizi yükseltecek gözle görülen olumlu bir gelişme göremiyorum. 2009 Dünya Şampiyonasında orada bir figüran olarak değil gerçek bir aktör olmak istiyorsak şu anki Genç Milli Takımımızın bu sene süperligde bir kulüp takımı gibi mücadele etmesi gibi çoğu kişiye ütopya gelecek bir teklifi dahi düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Belki de sesli düşünüyorum. Sizlerin farklı fikirleri varsa da bunları duymak istiyorum. Adana'daki turnuvada hepimizin kabul edeceği bir gerçek gençlerimizin henüz kolektif bir takım hüviyetini kazanmadığıdır. Yoksa takımımızın çok büyük bir potansiyeli var. Gelin bu sene genç oyuncularımızın kulüpleri bir fedakârlık yapsın ve Genç Milli Takımımız Dünya Şampiyonasında Türkiye'nin adını altın harflerle yazdırsın.

Şampiyonlar Kupası Finalleri




Şampiyonlar Kupası Finalleri İspanya’nın Fundosa Grupo takımının organizatörlüğünde 1-4 Mayıs 2008 tarihlerinde Madrid kentinde düzenlenecek. Bu şampiyona Türk Tekerlekli Sandalye Basketbolu için tarihi önem taşıyor. Çünkü ilk defa bir Türk takımı bu seviyede mücadele edecek ve belki de şampiyon olacak.

Ben ise ilk defa bir şampiyonaya çok rahat bir şekilde gidiyorum. Çünkü Galatasaray takımı eğer çok büyük bir aksaklık veya sakatlık olmaz ise final oynayacak ve ben de final maçını yönetme ihtimalim olmadığından çok keyifli rahat bir turnuva geçireceğimi umuyorum. Gerçi bu turnuva konsantrasyonum açısından iyi değil. Bu yüzden bir an önce bu psikolojiden çıkıp kendimi turnuvaya konsantre etmem gerekiyor.

Galatasaray A Grubunda; evsahibi takım Fundosa, İtalya Liginde geçen ay play off’larda St. Lucia takımını yenerek şampiyonluğunu ilan eden Dream Team Taranto, Fransa Liginin güçlü takımı ve Şampiyonlar Ligi Finallerinin gediklisi Hyeres ile mücadele edecek. Galatasaray kadro genişliğiyle bu gruptan Dream Team ile çıkacak gibi görünüyor. Ama gerçekten zevkli ve keyifli maçlar olacağını düşünüyorum. B Grubunda ise geçen yılın Şampiyonlar Kupası Şampiyonu İtalyan St Lucia, 2005, 2006 yıllarının Şampiyonu Alman Lahn Dill ve Fransa’nın güçlü temsilcileri Meaux ve Toulouse takımları yer alıyor. Bu gruptan Lahn Dill ve St Lucia’nın GS’a yarı finalde rakip olacağını ve finali ise GS ile aynı grupta yer alan Dream Team Taranto ile GS arasında oynanacağını düşünüyorum. Ancak hepimizin bildiği gibi maçlar sahada oynanıyor. Turnuvalar ve tek maç üzerinden yapılan karşılaşmalar her zaman sürprize açık oluyor. GS takımından Avustralyalı Justine Eveson, İsveçli Hussein Haidari ve Ferit Gümüş; Lahn Dill takımından Amerikalı Michael Paye ve Kanadalı Milli Joey Johnson; Dream Team takımından Avustralyalı Brad Ness ve Shaun Norris; St Lucia takımından İtalyan Sergio Cherubini ve Stefano Rossetti; Meaux takımından Fransız Mohaui Sofyane, Toulouse takımından Slyvian Deregnacourt turnuvaya damgasını vuracak oyunculardan bir kaçı. Hakem grubu ise oldukça tecrübeli isimlerden oluşuyor. Alman Max Kindervater, Hollandalı Andre Bosveld ve İspanyol Julian Rebello benim düşünceme göre final maçını yönetecek olan hakemler. Ben de 3.4. maçını yönetirim diye umuyorum. Bakalım bu kadar kehanetten ne kadarını tutturacağım. Eğer bu tahminlerimin hepsini bilirsem en yakın zamanda İDDİA oynamaya başlayacağım.

Avrupa Şampiyonasının Ardından



Koşan basketbol Avrupa Şampiyonası’ndan 2 hafta önce Almanya’nın Wetzlar kentinde düzenlenen 2007 Avrupa A Ligi Tekerlekli Sandalye Basketbol Şampiyonası’nın ardından tekerlekli sandalye basketbolunun Avrupa’daki mevcut durumuyla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Bu şampiyona bizlere özellikle ilk sekiz sırada yer alan İsveç, İngiltere, Almanya, İsrail, İspanya, Fransa, İtalya ve Türkiye arasında güç farkı kalmadığını ve o gün sahada daha istekli, arzulu, motive olmuş, iyi bir hazırlık dönemi geçirmiş, takım olarak uyumlu olanın diğerine üstünlük sağlayacağını gösterdi. Hatta ilk sekize giremeyen ve küme düşen Bosna Hersek İngiltere’yi, Çek Cumhuriyeti de İspanya’yı son ana kadar zorlayarak yine bu düşüncemizi doğruladılar. 9. ve 10 sırada yer alan Polonya ve Hollanda ise 3. olan Almanya’yı grup maçlarında teslim olmadılar ve Almanya’ya zor anlar yaşattılar. Şimdi gelin takımları tek tek değerlendirelim:

İsveç: Grup maçlarının son gününe kadar turnuvadan elenecek konumda bulunan İsveç, grubundaki son oynadığı İngiltere maçını kazanarak averajla gruptan ikinci olarak çıktı ve İsrail ile oynadığı yarı final maçında Şampiyonlar Ligi Finalleri’nin MVP’si ve Galatasaray’ın yeni transferi Husein Haidari’nin inanılmaz performansı ve Joachim Gustavson ve Dan Wallin’in katkılarıyla finale yükseldi. Finalde de aynı isimler yaşlı İngiltere’yi rahat geçerek kimsenin beklemediği bir başarıya imza attılar. Gerçekten de turnuva başladığında şampiyonluk için İtalya, İngiltere, Almanya, İsrail ve İspanya’nın adı geçerken kimse İsveç’i bu ünvana layık görmemişti. Ancak hem bireysel yıldızları hem de akıllı takım oyunlarıyla İsveç Avrupa Şampiyonu olarak tarihe geçti.

İngiltere: Simon Munn, Colin Price gibi yaşlı yıldızlarla turnuvaya katılan, Terry Baywater gibi sıcak olduğunda her yerden sayı bulabilen genç bir yıldıza sahip olan İngiltere, grupta İspanya’yı turnuva dışına itmek amacıyla İsveç maçını bilerek kaybettiği söylentileriyle prestij kaybetti. Yarı finalde Almanya’ya karşı ilk devreyi 10 sayı geriden gelerek kazanmasına rağmen finalde yaşlı ve genç yıldızlarının beklenen oyunu sergileyememesiyle grup maçlarında bilerek yenildiği izlenimini verdiği İsveç’e bu kez gerçekten yenilerek Avrupa ikinciliğiyle yetindi.

Almanya: Turnuvaya İsrail hezimetiyle çok kötü bir başlangıç yapan ancak Türkiye galibiyetiyle kendine gelen Almanya, İngiltere ile oynadığı yarı final maçının ilk devresine kadar kendinden beklenen basketbolu oynadı. Ancak ikinci devre Gazi’nin faul problemi ve istikrarsız oyunu ve diğer oyuncularında hakemlerle oynaması sonucu 3.lük 4.lük maçı oynamaya razı oldular. Moralsiz İsrail’e karşı ilk devreyi 13 sayı geride kapatan Almanlar seyircinin de desteğiyle bronz madalyayı kazanarak tribünleri dolduran seyircilerine güzel bir armağan sundular. Almanya, İngiltere’yle beraber “gelişim programı” olan ve uygulayan bir ülke. Bu yüzden onların gelecekte tüm turnuvalarda ilk üç içinde yer alacağını düşünüyorum. Ancak oldukça kuraldışı savunma yapıyorlar. Eğer bu şekilde oynamalarına izin veren bir hakem üçlüsü yakalarlarsa yenemeyecekleri takım yok. Nitekim Türkiye maçında böyle bir üçlü yakaladılar ve Milli Takımımıza 30 sayının üstünde fark attılar. Normal şartlar altında böyle bir sonuç imkânsız. Bir de Türk asıllı Gazi Karaman’ın o günkü performansı çok önemli. Gazi atarsa rahat kazanıyorlar.

İsrail: Grup maçlarını namağlup kapatan ve turnuvanın başlamasıyla herkesin final oynar ve şampiyon olur dediği İsrail, yarı finalde İsveç ardından da Almanya maçlarını kaybederek Olimpiyatlara katılma hakkıyla teselli buldu. Rosenberg ve Dotan’ın sürüklediği İsrail gerçekten de güzel basketboluyla beğeni topladı. Ancak tecrübeli oyuncular yorulduğunda ve faul problemine girdiğinde onların yerini dolduracak genç oyuncuları yok.

İspanya: Turnuvanın en takım halinde oynayan ve grup maçlarında son güne kadar gruptan çıkacak gözüyle bakılan İspanya son gün İsveç’in İngiltere’yi yenmesiyle ilk dördün dışında kalarak büyük hayal kırıklığı yaşadı.

Fransa: Benim kişisel olarak çok şey beklediğim Fransa turnuvanın başlamasına 10 gün kala antrenörünün istifasının da etkisiyle çok inişli çıkışlı bir turnuva geçirdi ve beklenen performansını ortaya koyamadı.

İtalya: Turnuvanın gerçek anlamda en büyük hayal kırıklığını yaşayan ülkesi oldu. Herkesin en azından ilk dörtte olmasına kesin gözle baktığı İtalya yedinci olarak turnuvanın en büyük sürprizine imza attı. Yaşlanan ve belli doyuma ulaşmış olan Rosetti, Raimondi, Pelligrini’li İtalya Türkiye’yle oynadığı maçı da hakemlerin yanlı yönetimiyle kazanarak 7. sırada yer aldı.

Türkiye: Milli Takımımızla ilgili turnuvadaki sadece herkesin söylediği bir şeyi vurgulamak istiyorum. Türkiye turnuva sırasında dönem dönem oynadığı oyunu tüm maçlara ve 40 dakikaya yayabilirse genç ve dinamik kadrosuyla gelecek 10 yıla damgasını vuracak bir takım olabilir.

Polonya: Avrupa’nın en skorer oyuncusu Piotr Luzynski’yi yetiştiren Polonya, onun yokluğunda Mathias Filipski’nin kişisel becerisiyle ve Bosna Hersek ile Çek Cumhuriyeti’nin yetersiz kadrolarının katkısıyla A Ligi’nde kaldıysa da gelecekte burada tutunamayacağı izlenimini verdi.

Hollanda: Geçtiğimiz yıl yapılan Dünya Şampiyonasında 4. olan Hollanda kadrosunda köklü değişiklikler yaparak takımı efsanevi oyuncusu Van Der Linde’ye emanet etti. Van Der Linde kendi dahil yaşlı oyuncuları kadroya almayarak gençlerle mücadele etti ve son anda B Ligine düşmekten kurtuldu. Hollanda’nın 2-3 seneden önce eski gücüne kavuşacacağını sanmıyorum.

Çek Cumhuriyeti: Galatasaray’lı Petr Tucek sayesinde sempati duyduğumuz Çek Cumhuriyeti sadece Tucek ve bir de basketbol oynamayı düşündüğünde takıma faydalı olan Pullman dışında oyuncusu olmayınca B Ligi’nin yolunu tuttu. 5 takımlı bir lige sahip olan Çek Cumhuriyeti’nin bir daha A Ligine çıkması da zor görünüyor.

Bosna Hersek: Uluslar arası hakem olduğum yer olan Bosna Hersek’in benim kalbimde yeri başkadır. Ancak, İzet Sejmanovic dışında yıldızı olmayan ve kısıtlı kadrosuyla A Ligine veda eden Bosna, eğer altyapıya önem vermezse bu sıkıntıları hep yaşayacaktır. Bosna’ya B Ligi’nde başarılar.

Sonuç olarak kısa zamanda yakaladığımız Avrupa takımlarına karşı artık üstünlük kurma zamanımız geldi. Bu fırsatı iyi değerlendirmeli, olimpiyat ve dünya şampiyonalarına sürekli katılan bir ülke olma hedefini gerçekleştirmeliyiz.

Vurun Abalıya!



Tekerlekli Sandalye Basketbol Branşını en önemli sorunu hakemler değildir. Sizlerden ricam bu sisteme yukardan bakarak yanlışın gerçekten nerede olduğunu görmeye çalışmanızdır. Hakemler bu yanlışlar denizinde sadece küçük bir göl olabilir. Kulüp kurmak, sadece 10 oyuncu 10 sandalye bularak, maçtan maça gitmek değildir. Kulübünüzün bütçesi, yönetim kurulu, planları, antrenörü, istatistikçisi (bu listeyi uzatmak mümkün) olmalı. Bunları gerçekleştiremiyorsanız, sadece fakir edebiyatıyla etrafınıza toplayacağınız kişilerle, aslı astarı olmayan iddialarla, yapay sorunlar üreterek, hiç bir çözüm önerisi getirmeden, sadece kişilere veya kurumlara saldırarak kargaşa yaratmaktan öteye gidemezsiniz. Sizi tanımayanlar belki ilk başlarda sizin peşinizden gelebilir ancak zaman içerisinde bilgi sahibi oldukça yalnız kalmaya mahkum olursunuz. Oyunun kendisini yorumlamak ve analiz etmek zor olduğundan Maraton programındaki Erman ve Şansal gibi kolay olan hakemin çaldığı düdükleri konuşursunuz. Oysa gelişmenizi sağlayacak olan ilkidir. Lütfen herkes iğneyi başkasına, çuvaldızı kendisine batırsın. Bizler hakemler olarak hakem eğitim web sitesini kurarken en büyük amacımız hakemlerin devamlı eğitimini sağlamaktı. Koşan basketbolda dahi her hafta hakemlik üstüne dünyaca ünlü hakem hocalarının makalelerin yayınlandığı, hakemlerin sürekli iletişim halinde olduğu bir site yok. Sizin beğenmediğiniz Türk hakemleri Avrupa'da finaller yönetiyor ve genç hakemlere eğitim verip onları ne iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyor.

Sadece uluslararası değil, ulusal ve bölge hakemlerimiz Avrupa'daki meslektaşlarından kat kat iyi durumda. Çünkü Almanya, İngiltere, Fransa ve İspanya dışındaki ülkelerde lig dahi yok. Bizim hakemlerimiz hem daha çok maç yönetiyor hem de iyi eğitim alıyorlar. Neyse daha fazla lafı uzatmayayım. Belki de yazdıklarımı okumuyorsunuzdur bile çünkü sizin amacınız üzümü yemek değil.

Mustafa Kemal’in Kızları



Kadınlarımızın kızlarımızın pek çok sıkıntılarının unutularak ve unutturularak başlarının ve geleceklerinin kapatılmaya çalışıldığı günümüz Türkiyesi’nde tekerlekli sandalye bayan basketbol milli takımımız geçtiğimiz ay bizleri Almanya’nın Hamburg ve Wetzlar kentlerinde başarıyla temsil ettiler.

Bayan tekerlekli sandalye basketbol Milli Takımıyla önce Hamburg da 1 hafta hazırlık turnuvasına katıldık. Evsahibi Almanya, İngiltere, Çin ve Türkiye’nin katıldığı turnuvada kızlarımız izleyenlere keyifli anlar yaşattı. Ben de hazırlık turnuvası olmasından istifade ederek hakemlik kariyerimi de tehlikeye atarak biraz antrenörlük yapma fırsatı buldum. Hele kızlarımızın İngiltere ile oynadıkları maçta saha içerisinde (maçı yönetirken) “hadi baskı yap” veya “Aliye boş, pas ver.” gibi vermiş olduğum taktikler Milli Takım Antrenörümüz Kamuran Özdemir Hoca’mın yeni bir oyun stili oluşturmasına sebep oldu! Kızlarımızın Almanya ile oynadıkları maçta milli takımımız aleyhine hiçbir karar vermemem Alman Antrenörün “Siz Türkiye taraftarı mısınız?” diyerek bağırmasına yol açtıysa da ben çağdaş Türkiye’nin bayan basketbolcularıyla aynı ekipte yer almaktan büyük keyif duydum ve bence hayatım boyunca unutmayacağım bir tecrübe yaşadım. Çin ile oynadığımız maçta da normal hakemlik yapınca da akşam neredeyse aç kalacaktım ki imdadıma Dünya Şampiyonu Boksörümüz Sinan Şamil Sam ve Hamburg Galatasaraylılar Derneği Başkanı Abdullah Yakar yetişti!

Bu güzel ve stressiz bir haftanın ardından Wetzlar kentine geçtik ve Pekin Olimpiyatlarına gidecek 3 takımın belli olacağı Avrupa Bayanlar Tekerlekli Sandalye Basketbol Şampiyonası’na katıldık. Avrupa’da 50’nin üzerinde ülke bulunuyor ve tekerlekli sandalye bayan basketbol milli takımına sahip 6 ülke var. Bunlar İngiltere, Almanya, İspanya, Hollanda, Fransa ve Türkiye. Diğer ülkelere baktığınızda Avrupa’nın en güçlü devletlerini görüyorsunuz. Ve hemen yanıbaşında güçlü ve çağdaş Türkiye. İnanın kızlarımızın yaptığı sükseyi ve reklamı milyon dolarlar harcasanız yapamazsınız. Daha düne kadar gittiğim ülkelerde Türkiye’yi Arap ülkesi sanan insanlar vardı. İşte bu kızlar bizim aydınlık yüzümüz. Bu takımın kurulmasında ve bu seviyeye getirilmesinde emeği geçen herkesi bir kere daha kutluyorum. Henüz 4 yıllık bir maziye sahip olan Türkiye Bayan takımımız taraflı tarafsız ortaya koyduğu performansla herkesin beğenisini topladı. Hele ilk gün İspanya’yla oynadığı ve uzatmaya giden maç ile turnuvanın en büyük çıkışını yaptı. Kızlarımız birkaç yıl içerisinde diğer takımların korkulu rüyası olacak. Çünkü onlar daima ileri bakıyorlar ve yüksekleri hedefliyorlar.

Kızlarımızın muhtaç oldukları kudret damarlarındaki asil kanda mevcut!